Avatar: Fire and Ash – Kaçış Sinemasının Zirvesi
Gişe sinemasının yaşayan en büyük yönetmenlerinden James Cameron’ın yeni filmi Avatar: Fire and Ash; uzun süresine ve 3D gözlüklere rağmen, türü seviyorsanız gözünüzü kırpmadan izleyeceğiniz mükemmel bir "kaçış sineması" örneği. Film, ikinci filmin yarım kalan tüm hikâyesini tamamlaması ve ilk iki filmdeki bütün teknik tecrübelerin yansıması olmasıyla –benim için ilk Avatar’ı ayrı tutarsak– The Way of Water’ın rahatlıkla üzerine çıkabilmiş. Senaryo ara sıra es verse de bu denli sağlam bir teknik işçilik ve görsel şölenin yorulmadan tadına varmamızı sağlayacak maharette. Zaten bir Avatar filmi izliyorsanız ilk önceliğiniz görselliktir. Senaryo açısından da dünyasını ve karakterlerini derinleştirmeye çalışan, bunu da büyük ölçüde başarabilmiş bir yapım var önümüzde.
Dijital platformların sinema ile rekabeti devam ededursun; James Cameron, Christopher Nolan ve Peter Jackson gibi büyük gişe yönetmenleri, hikâyeyi çok geri plana atmadan, en büyük perdede deneyimlenmesi gereken filmler ortaya koyarak seyircinin salonları doldurmasını bir şekilde başarıyorlar. IMAX sıcak baktığım bir format olsa da (bence açık ara en iyi film izleme formatı), 3D’den soğuyalı çok oldu. 4DX ise fazlasıyla "boş" bir teknoloji bence. Lunaparkta mıyız yoksa sinema salonunda mı? Filmi 3D izleme konusunda tedirginliğim vardı; yıllar sonra çeyiz sandığımdan gözlükleri çıkardım, tozlarını aldım.
Sorunsuz bir sinema deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. 3D kullanımında ustalaşmış bir yönetmenin filmi sonuçta; başka türlü izlemek olmazdı. Olması gerektiği gibi dengeli, başarılı görselleştirilmiş ve izlemesi keyif veren bir dünya var. Elinizi uzatsanız bir yerden dokunacakmış gibi filme dâhil oluyorsunuz. Kötü tecrübelerimden dolayı 3D’ye tövbeli olsam da iyi ki bu filmi gözlüklerle izlemişim.
Avatar dünyası bundan sonra nereye gider, devam eder mi net konuşmak mümkün olmasa da serinin en az bir devam filmi daha olacağı kanısındayım. Cameron başka projelerde yer almak üzerine düşüncelerini belirtti; bu seriye yıllarını harcadı, çokça emek ve mesai verdi. Aliens, Terminator ve Titanic benim için çok özel; çocukluğumun ve gençliğimin parçası olan, hayranı olduğum işler. Usta sinemacıdan yakıtı tükenmeden yeni hikâyeler görmek tabii ki isterim ve bu dünyaya biraz fazla kapıldığı için ben de takipçileri gibi azıcık kırgınım. Yine de bu seride yaptıklarının hakkını vermek lazım; her filme akılalmaz bir emek ve işçilik akıtıyor.
Sinema var olacaksa Avatar gibi filmler sektörün ateşleyicisi olmaya devam edecek. Bir sinemasever olarak, iyi bir film izlemenin yerinin iyi bir salon olduğuna inanan ve bu inancından vazgeçmeye niyeti olmayan biriyim. Bu gibi işlere "mavi adam animasyonu" deyip geçmek yerine duyduğum saygı da biraz bundan. Ayrıca Avatar serisi; verdiği çevreci mesajlarla her canın değerli olduğunu, dünyamızın sadece insanlar için değil yaşayan tüm türler için olduğunu aşılamaya çalışmasıyla da çok kıymetli.
Ek parantez: Tulkunların bulunduğu her sahne çok keyifliydi. Sonlara doğru gerçekleşen savaşa dâhil oldukları anlar o kadar iyi ve "gaz" çekilmiş ki yerimde duramadım desem yeridir! Kısacası fantastik macera seviyorsanız usta yönetmen James Cameron’ın son filmini kesinlikle görünüz. Avatar serisi devam eder mi, ederse konu nereye evrilir bilmiyorum ama türü seven herkese tavsiye ediyorum.
Film bitip dört saat sonra salondan renksiz ve sıkıcı dünyamıza dönmek insanda ufak bir burukluk yaratmıyor değil. Bir Pandora gezimizin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Kalın sağlıcakla.

Harika
YanıtlaSil