Haz ve Ceza
Hepimiz kendimizi görece pahalı hobilerle ödüllendirmeye başladık. Araba alamıyorum ama en fiyakalı mekanda bir fincan kahveye, en yüksek banknotu gözümü kırpmadan ödeyebiliyorum mesela. Hemen sosyal medyada paylaşılacak afili bir fotoğraf, altına havalı bir şarkı... Paylaşır paylaşmaz gelsin görüntülemeler! "Bakın ben bu kahveyi içebiliyorum, sizi gidi aç köpekler!" Beyin bir hoş olur o an; saman alevi gibi bir mutluluk.
En lüks mekanda, güzel bir meyhane masasındayız bir akşam. Fasıl, mezeler, ortam şahane... Doğal gaz faturası çok yüksek gelmesin diye mekana gitmeden kombiyi kısıp çıkmışım, kim bilecek? Eğlenmesem de eğleniyor gibi görünmem lazım. Keyif almasam da gerçekten zevk aldığıma inanmalıyım. Sonuçta bu devirde önemli olan yaşamak değil, yaşıyormuş gibi yapmak. Dostlar alışverişte görsün, sosyal medyada ne kadar "sosyal" olduğum bilinsin. Daha ne? "Doğal gaz kaç lira gelecek acaba?" Aman boş ver, süper ortama gelmişiz! Bir gecede yarım maaşım gitse de çatlasın şerefsizler!
Kart borcumu kapatacak param yok ama olsun; kullandığım telefonun yeni modeli çıkmış. Bir mağazada bolca taksit de yapıyorlar; kredi çekmişsin gibi borçlandırıyorlar insanı. O taksitler, telefonun bir üst modeli çıkana kadar sürüyor: Xikko Max Pro 127 Ultra Xikis. İş yerinde ne kadar toplu doğum günü aktivitesi varsa fotoğrafçı ben olmak zorunda kalacağım ama telefonu çıkarıp "zart" diye masaya koyduğumda herkesin ağzı açık kalacak. "Xikko Max 127 Ultra Xikis mi o? Vay be, adını çok duymuştuk," diyecekler. Hazımsız pezevenkler! Borçlar şişti iyice, bir yerimde patlayacak gibi ama olsun, dört kredi kartım var. Maaşımın bana attırdığı gibi ben de borçların asgarisini ödeyip takla attırırım, olur biter.
Yıllarca çalışsam da kiramı hâlâ zor ödüyorum, istediğim arabayı asla alamıyorum ve seninle o çıkmaz sokaklardan bir türlü dönememiş ilişkimiz hakkında yeterli cesareti bulup konuşamıyorum. Ne güzeldi lise yılları... Her şey, herkes denkti birbirine. Güzel günler için potansiyelimiz vardı. Ne oldu da zaman içerisinde asık suratlı ve aynı fabrikadan çıkmışçasına sıradanlaşıp tektipleştik? Sen de benim gibi istediğin hayatı bulamadın bir türlü; umutların giderek geriledi. En son seni pahalı bir kahveciye çağırdığımda sana gelmemi söyledin. Oturduk sessizce. Yeni aldığın kahve makinesini görmüştüm paylaştığın hikayelerden; dışarıda ortalama 195 bardak kahve içebileceğin paraya aldığın, reklamlarda çok şık duran o makine... Kirada olmanın ağırlığını içtiğin kahvelerle hafifletmek istediğin o makineden içtik kahvelerimizi.
Neyse, yaşlanırsak en azından dışarıda kalmayız belki. Binlerce yaşlı var; evleri yok ama otellerde yaşıyorlar hayatlarının son dönemlerini. Lükse bakar mısın? Yaşlılık çok korkutmuyor gözümü. Şans bize güler, belki hızlı bir ölüm olur. Belediyeler çorba falan ikram ediyor, bazı çay bahçelerinde kartla çay içebiliyorsun; ulaşım ücretsiz bir kere! Gençlikte eşek gibi çalışmaktan kısmet olmasa da yaşlılıkta bütün "Avrupa"yı gezebiliriz: Hayrabolu, Keşan, Malkara... Emeklinin paraya ihtiyacı mı var? Ölene kadar çalışmaya uğraşıyorlar bir de, anlamsız!
Hayat acı; biz de onu hazlarla tatlandırmaya çalışıyoruz. Sosyal medya, marka ve gösteriş merakımız, herkesten nefret edip düşman belleyen tavırlarımız ve insanlara tiksinerek üstten bakışımız... Bir arada yaşamak zorunda olmamıza rağmen asla uyumlu ve saygılı olmayı düşünmez aklımız. Belki yaşamadık ama en iyi kahveyi biz içtik, en iyi telefonu biz kullandık, en iyi mekanlarda takılıp düşman çatlatırcasına nispet yaptık. Biraz da anlamaya çalışsaydık ya... Neyse ki arkamızdan küfür edecek birilerini geride bırakmadık.

Yaşanılan şimdiki hayatı çok güzel yorumlamış sın.Gelecek meçhul.Ama yinede akıllı insan azıyla çoguyla hayatta kalmayı başarır🫠
YanıtlaSil